İbretlik Mülakatlar

Üniversite’den mezun olunca onlarca iş görüşmesine gidiyoruz. Kibar ve sevecen karşılandığımızda hevesleniyoruz. Kimi zamansa hayal kırıklığına uğruyoruz. Arkadaşlarıma “Hayal kırıklığı yaşadığın bir mülakat deneyimini anlatır mısın?” diye sordum. Verdikleri cevaplar aşağıda. Bence hepsi birbirinden trajikomik. Bazen iş görüşmelerine gitmekten bunalsak bile, yine de halimize şükretmeliyiz =)

voodoo

  • Yemek öncesi görüş(me)

Türkiye’nin önde gelen kuruluşlarından birinde iş görüşmesine çağrılmıştım. Görüşmeye gittiğimde, önden form doldurmam için beni boş bir odaya aldılar. Formu doldurdum ve odada beklemeye başladım. Bekledim, bekledim… Kimse gelmedi. Odadan çıktığımda kat boştu, danışabileceğim kimse yoktu. Acil bir durum olabileceğini düşünerek odada beklemeye devam ettim. İki saat görüşme odasında bekletildikten sonra, İK sorumlusu özür dileyerek odaya girdi ve beni odada unuttuklarını söyleyerek öğle yemeğine çıktıklarını itiraf etti! Siz siz olun, mülakat saatinizi öğle arasından önceki zamanlara almayın, açlık kariyerinizi yutabilir 🙂

  • “İngilizce anlıyorum ama konuşamıyorum” tarzı bir İK

Sektöründe lider bir şirketin iş görüşmesine gitmiştim. Görüşmeye başladıktan bir süre sonra mülakata İngilizce devam edeceğimizi söylediler. Onların da soruları İngilizce sorarak devam edeceklerini düşünürken Türkçe sormaya devam ettiler ve benim İngilizce cevaplamamı beklediler. Bu durum beni oldukça şaşırttı. Onlar Türkçe sordu, ben İngilizce cevap verdim. İngilizce seviyemi ölçmek için böyle bir uygulama yapıyorlardı fakat kendileri konuşamıyordu. Hevesim kırıldı ve şirket hakkındaki düşüncelerim de olumsuz yönde değişti.

  • Kurumsal prosedürler var, zaman yönetimi yok

Benim için  şimdiye kadarki en tatminsiz ayrıldığım mülakat (yaklaşık 75 işe başvurup, 15 farklı şirketle mülakata gitmişimdir.) yabancı bir firmayla İstanbul’da yaptığım mülakattı. Süreç boyunca önce İK ve sonrasında (sıradışı olarak) direkt partner ile Skype üzerinden mülakat yaptım. Bir görüşme de yönetici ile İstanbul’da olacaktı… Bu görüşmeyle ilgili hayalkırıklıkları şöyle: Öncelikle Skype üzerinden görüşüp “beğendikleri” adayı daha yakından tanımak isterler diye beklediğim görüşmeye ilk toplantı günü ve saatinde katılamadılar! Akşam saat 20:00’de kaldıkları otelde gerçekleşmesi gereken görüşmeye saat 20:30 hatta 21:00 olduğunda henüz gelen olmamıştı. Resepsiyondan odalarını aramalarını, görüşecekleri kişinin beklediğini hatırlatmalarını istediğimde de odadan cevap alamadık. Bu beklemenin ardından şirketi arayıp yöneticinin gelmediğini belirttim, sonrasında şirketin özür dilemesiyle ertesi sabah 07.00 için görüşmeyi yeniden ayarladık! Ertesi gün İngilizce sohbetimize rağmen yine de İngilizce sınav ve diğer testlerle süreç devam etti. Maksat kurumsal prosedürlermiş…

  • Bilgisayar mühendisine Excel sınavı

Çok çalışmak istediğim bir şirketin mülakatına çağırıldığımda nasıl da sevinmiştim. İnsan Kaynakları müdürüyle görüşmem başta iyi geçiyordu. Klasik kendimi anlatma bölümlerini o kadar ezberlemişim ki artık büyük bir rahatlıkla beni 15-20 dakika bıraksanız konuşabilirdim. Görüşmenin sonunda  İngilizce mülakat yapmamıza gerek olmadığını, nasıl olsa benim İngilizce’m iyidir diyerek geçiştirdi. Fakat bunu söyleyen İnsan Kaynakları müdürü, görüşmemizin ikinci aşaması olarak bana Excel sınavı yapmaya karar verdi. Alanımla çok ilgili olmayan “international” bir pozisyon için görüşmeye çağrılmıştım. Bir bilgisayar mühendisi olarak Excel sınavına tabi tutulacaktım ama İngilizce mülakat yapmamıza gerek yoktu. Ama Excel önemliydi çünkü Excel bilgilerimi 2 soruluk 15 dakikalık sınavla ölçtürebilirdi. İngilizce mülakattansa ona daha kolaydı yani. Excel öğrenilmez, ezberlenir. Bilgisayar mühendisi olmama da gerek yok, hangi mühendislik okumuş insanın önüne koysan Excel’de her türlü raporu çıkartır. Dışarıdan bakınca vizyonu çok geniş, yenilikçi bir şirket ama sınav önemliydi, ezbercilik… Sınavı yapmadım. Bir hafta sonra tabii ki olumsuz olarak döndüler. Bu son iş görüşmem oldu ve yüksek lisans yapmaya karar verdim.

  • “Fransa’da okuduysan İngilizce bilmezsin.”

Ünlü araba markalarından birinin “In House” avukatı olmak üzere gittiğim iş görüşmesinde önce İngilizce seviyemi sordular. Özgeçmişimden Fransa’da okuduğumu görünce, “İngilizceniz nasıl olabilir ki?” diye harika bir soru sordular, çünkü Fransa’da okuyanların İngilizcesi olmuyor biliyorsunuz! Daha da komiği, “Ekleyeceğiniz bir şey var mı?” dan sonraki soruydu; “Yönetim Kurulu’nda tanıdığınız biri var mı?”. Bu sorudan sonra zaten orada çalışmak istemedim. Yani orada çalışmak için YK üyesi tanımamız şartmış, çok yazık!

  • Her şerde bir hayır…

2010 yılı Ocak ayında başıma gelen bir olay paylaşmak istiyorum;

Askerden geldikten sonra gazeteye verdikleri ilana e-mail yoluyla başvurduğum ve açık ilan vermiş olan bir şirket bana takip eden hafta içerisinde ulaştı. Görüşmenin Osmanbey’de verdikleri adreste olacağını söylediler. Arayan İK sorumlusu son derece kurumsal ve yerleşik bir şirket izlenimi verecek şekilde yazılı ve sözlü iletişim kurduğu için de beklentim yüksekti. Görüşme günü geldiğinde, oraya gittim ve beni sekretere yönlendirdiler. Verilen iş başvuru formunda “daha önce çalıştığınız fabrikalar” kısımları olan mavi yakanın doldurması gereken bölümler vardı. Onların formunu bana da vermişlerdi.

Benimle “ilgilenen” sekretere bildirilen herhangi bir iş görüşmesi notu yoktu. Benle temas kuran kişinin adını ve iletişim bilgisini ona vermem sayesinde yukarı telefon etti. Cevap olarak “şu anda toplantı var, bekletin” dendi. Yaklaşık 25 dakika sonra, yüzüme bile bakmadan apaçık “sıkılmış” bir tonla konuşan bir kişi yanıma geldi ve elimdeki formu alarak beni görüşmenin yapılacağı kata götürdü.

Kattaki odaya önden girip ışıkları açtığında masanın üzerinde kirli tabak, çatal, bıçak ve bardakların (TOPLANTI MASASINDA) bırakıldığını gördük. Bunun üzerine karar değiştirip beni kendi odasına götürdü. Tüm ofis ağır şekilde sigara kokuyordu. Patrona telefon ederek kendi masasına çağırdı. CV’mi kimse okumamıştı, benim Ege Üniversite’li olduğumu ve oranın mezunlarının iyi olduğunu söylediler, bunun üzerine İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu olduğumu söyleyerek onları düzeltmek durumunda kaldım. Maaşın bankaya yatması (sadece asgarisi yatırılır gerisi bankaya yatan miktardan bir süre sonra! elden verilir diye açıkladılar..) Bu esnada aslında bir asistan bulunmasını (yetiştirilmek üzere) istediklerini söyleyip bir açıklama yapmadan odadan ayrıldılar. Odadan uzak bir mesafede hararetli şekilde konuştuktan sonra bana o günün parasıyla asgari ücretin birebir aynısını teklif ettiler. Gerekçe olarak da iş tanımının kolay olmasını, ulaşımın metroyla yapılabilmesini ve benim 1 yıl tecrübeli olmamı gösterdiler. Bu ücreti kabul edemeyeceğimi belirttim, bu esnada da patronun diğer ortağı odaya girerek küfürlü/argo bir dille bankalarla ilgili birşeyler söyledi.

Sonrasında ikinci tur görüşme için olumlu bulduklarını söyleyip benim görüşümü beklemeden kapıya kadar uğurladılar. Daha sonraki hafta ise şirketin sahibinin kaçtığını ve şirketin alacaklarına karşılık hacize uğradığını öğrendim. Zaten ikinci görüşme de bu sebeple yapılamadı.

1 Comment

  • Bahar says:

    Dışarıdan göründüğü gibi olmayan, bizlerin gözümüzde büyüttüğümüz ama içleri bomboş olan birçok kurum var ne yazık ki.. Ben kariyerimde bir basamak yükselmek için yaptığım çalışmamı inceleyen hocam, kaç tane uluslar arası yayının var, yeterli mi bakalım diye alaycı bir tavırla sorduğunda çok ağırıma gitmişti. Nasıl beni tanımaz, fazlasıyla var diye düşünmüştüm. Bir hafta sonra tv de yönetici pozisyonundaki bu hocamın hiç yurtdışı yayını olmadığı ilan edilmiş, o ve onun gibiler alenen duyurulmuştu. Buna psikiyatride projeksiyon mekanizması denir kendi hatalarını örtmek için, başkalarının hatasını bulmaya çalışmak… Ne yazık gençlerin yükselmesini engellemektir bu.. Ellerine sağlık.

Leave a Reply