Üniversite tercih döneminde “Ben akademisyen olacağım!” diyen kaç kişi vardır bilmiyorum… Açıkçası çoğumuz mezun olduktan sonra kampüsün, kütüphanenin, hocalarla yapılan uzun sohbetlerin ve öğrenciliğin aslında ne kadar kıymetli olduğunu fark ediyoruz.
Şeyma ise o az rastlanan insanlardan biri. Galatasaray Üniversitesi Stratejik İletişim Yönetimi yüksek lisansında yollarımız kesişti. Birlikte dersler, projeler, Erasmus maceraları derken yıllardır birbirimizin gelişimini izliyoruz.
Ortak yönlerimiz çok ama sanırım en belirgin olanı öğrenmeye karşı bitmeyen iştahımız. Yeni bir konu mu çıktı? Okuyalım. Bir konferans mı var? Gidelim. Yeni bir teknoloji mi gelişti? Önce anlayalım. Hatta birbirimize attığımız mesajların yarısı “Bunu okudun mu?” ile başlıyor.
Bugün Şeyma; iletişim, teknoloji ve yapay zeka üzerine çalışan, doktorasını tamamlamış, Almanya’da ikinci yüksek lisansını bitirmek üzere olan genç bir akademisyen. Ama onu benim gözümde özel yapan şey, sahip olduğu unvanlardan çok, hala tanıştığımız ilk günkü merakını koruyor olması.
Bu röportajda akademisyen olmaya nasıl karar verdiğini, Almanya’daki akademi deneyimini, yapay zekanın üniversiteleri nasıl dönüştürdüğünü ve merak duygusunu hiç kaybetmeden üretmeye devam etmenin sırrını konuştuk. Keyifli okumalar 😊
1. Şeyma, kısaca eğitim hayatından bahseder misin?
Şeyma: Ece, öncelikle Galatasaray Üniversitesi Stratejik İletişim Yönetimi masterında tanıştığımızdan bu yana, İş Başa Düştü!’ye verdiğin emeğin bir takipçisiyim. Burada yer almak benim için ayrıca çok heyecan verici, sana teşekkür ile başlamak istedim.
Galatasaray master kısmından bahsettim ancak öncesi ve sonrası var. Küçüklüğümden beri ilgi duyduğum iki şey vardı. İnsan ilişkileri ve siyaset. Lisans tercihi yaparken de buna göre bir sıralama yapmıştım. İlk tercihim Marmara İletişimi kazanınca, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler’e de çift anadal yaparak ikisini de tamamlamış oldum. Bu dönemler çok keşifsel tabii, sonradan bizim ve dünyanın çok değişeceğinden habersiziz. Galatasaray’ı biliyorsun zaten, birlikteydik. Sonra İstanbul Üniversitesi’nde İletişim doktorasına başladım, aynı zamanda araştırma görevlisi olarak çalışıyordum. Lisans öncesi başlayan iletişim ve siyaset konularına merakım evrildi tabii, doktora tezimi yazarken Bremen Üniversitesi’nde Dijital Medya ve Toplum alanında uzmanlaşmak ve doktora araştırmalarımı sürdürmek için ikinci bir mastera başladım. Geçtiğimiz yılın sonunda doktorayı tamamladım, master biraz rotarlı olsa da bitmek üzere.

Şeyma ile Galatasaray Üniversitesi Mezunlar Buluşması La Rentrée‘deyiz 💛❤️
2. Akademisyen olmaya nasıl karar verdin?
Şeyma: Bunu doktora tezimin teşekkür kısmına eklemek istemiştim ancak biraz eleştiri gelince o kısmı çıkardım. İçimde kalmasın, burada seninle paylaşayım. Kendimi bildim bileli hayalim, üniversitede asistan olmak, bunu yaparken en baştan başlamak; profesör hocalarımın çantasını taşımak, birlikte yazıp çizmek, eleştirmek, konuşmaktı. Şimdi buradan bakınca absürt görünüyor biliyorum ancak araştırma görevlisi olduğumda- Marmara İletişim’de bugün profesör olan pek çok hocamızın asistanlığını yaptığı- 86 yaşındaki bir hocamızın asistanlığını yaptım, hatta çantasını da onu bekleyen araca kadar taşıdığımı hatırlıyorum. Böyle duygusal bir yanı, bir de kişilik özelliklerim var tabii. Araştırmayı, derine inmeyi, öğrenmeyi ve yakın zamanda deneyimlemeye başladığım öğrenme sürecine eşlik edebilmeyi, gençleri çok seviyorum.
3. Araştırma konuların neler? Bu konulara merakın nereden geliyor?
Şeyma: İletişim ve siyaset okuyunca ikisinin birleşimi olarak gördüğüm yumuşak güç, kamu diplomasisi, siyasal iletişim gibi konular ile başladım aslında. Bu konularda yayınlar ürettim. Ancak biraz zamanın ruhu, biraz da benim ilgi alanlarım zamanla değişti. Mesela iletişimi, insan ilişkileri olarak ifade etmiştim diğer sorunda, artık böyle bir dünyada yaşamıyoruz. Hem insan, hem makine odaklı bir iletişim anlayışı gelişiyor. Ben de bu dinamikleri anlamaya çalışıyorum. Ya da dijital dünya kendi kodlarını üretiyor, yapay zekanın etik ve yönetim boyutlarını sorgulamaya ve aktarmaya çalışıyorum. Doktora tezimde de insan-makine iletişimi gibi kavramların şehirler özelinde akıllı şehirlerin marka anlatısını nasıl şekillendirdiği üzerine çalıştım. Yani ilgi alanım daha çok iletişim, teknoloji, demokrasi etrafında şekilleniyor.


4. İkinci yüksek lisansınla birlikte bir süredir Almanya’da yaşıyorsun. Almanya’da ikinci yüksek lisans yapmaya nasıl karar verdin?
Şeyma: Bu kısım biraz ihtiyaçtan ortaya çıktı aslında. Doktora ders sürecinde okuduğum bir kitap vardı. Deep Mediatization. Çok etkilendim, biraz araştırma yaptım, kitabın yazarı Bremen Üniversitesi’nde İletişim Enstitüsünü yönetiyor ve Dijital Medya ve Toplum master programları var. Tam o dönem hesaplamalı sosyal bilimler olarak bilinen araştırma yöntemlerine ilgi duymaya başlamıştım. Benim için harika bir fırsat gibi geldi, doğrudan bu bölüme başvurup kabul aldım.
5. Bremen’e taşınma ve alışma süreci senin için nasıldı?
Şeyma: Bu kısım benim deneyimime göre biraz zorluydu açıkçası. Ulusal vize süreci, ev bulma, ders dönemi başlagıcı derken beş ay geçmişti. Kasım ayında -10 dereceyi gördüm. Bulabildiğim en kalın montu sipariş edene kadar evden bir süre çıkamadığımı hatırlıyorum. Tabii sonradan -15’te dışarıda vakit geçirmeye bile alıştım ancak hava şartları gerçekten zorluyor.
6. Almanya’da yaşamanın en iyi ve en zor yanları sence neler?
Şeyma: Hava şartlarından bahsettik. Bunun dışında benim için kesinlikle besleyici yanlarının ağır bastığını düşünüyorum. İstanbul’da defalarca denememe rağmen mümkün olmayan bisikletle ulaşım burada hayatımın bir parçası mesela. Bu sadelik, huzur ve doğanın güzelliği hakkında bilgi veriyor aslında. Tam aradığım buydu diyorum. Çalışmak ve üretmek için kendime daha fazla vakit ayırabiliyorum, bazı arkadaşlarım mabet diyor hatta benim için 🙂
En büyük zorluk benim gibi tamamen İngilizce bir programda okuyan birisi için dil bence. Neredeyse üç yılın sonunda günlük konuşmalarımı yapıp, biraz okuyup biraz da anlayabiliyorum. Bunun dışında sistem çok yavaş çalışıyor, bizim bir sistem üzerinden indirebileceğimiz evraklar için resmi kuruma fiziksel olarak gidip mektup beklemeniz gerekebiliyor. Ya da bazı durumlarda ders notunuz eve posta ile gelebilir. Mesela benim master tezimin son tarihi yakın zamanda posta ile geldi. Benim alıştığım ama başta absürt diyebileceğim farklılıklar var.
İnsan ilişkileri konusuna da parantez açmak isterim. Almanlar çoğunlukla çok direkt ve dürüst insanlar, sistem seviyorlar. Bu beni çok iyi hissettiriyor çünkü bizim gibi daha duygusal toplumlarda incitmemek için daha dolaylı bir iletişim kurabiliyoruz. Ben doğrudan iletişimi tercih edenlerdenim.
7. Hem Türkiye’de, hem de Almanya’da yüksek lisans yapmış biri olarak, iki ülkede akademinin işleyişini nasıl değerlendiriyorsun? İki ülkede akademiye ve akadmisyenliğe bakış açısı nasıl?
Şeyma: İlk aklıma gelen müfredat farklılıkları. Almanya’da yüksek lisans yaparken üniversitenin mühendislik, işletme gibi bölümlerinden dersler alma imkanım oldu. Bunu çok önemsiyorum çünkü bu sayede dijital pazarlama, kodlama gibi alanlara ilgim olduğunu fark ettim. Ülkemizde maalesef bu anlayış belli başlı üniversitelerde oturmuş durumda, multidisipliner genel bir yaklaşım yok. Çıkan akademik ilanlar bile çok katı geliyor. Halbuki çağı yakalamak için multidisipliner olmak bir anahtar gibi. Bir noktayı daha söyleyeyim. Benim gözlemime göre, Almanya’da akademi bir şirket gibi çalışıyor. Herkes birbirine bağlı, aynı anda onlarca proje yürütülüyor, ortak fayda ve çıktı çok yüksek. Türkiye’de akademi biraz daha bireysel algılanıyor. Ortaklıklar daha yakın ilişkilere ve konuya dayanıyor. Projeler ve fonlar daha kısıtlı, bu da hocaların akademik araştırmacı yetiştirme kapasitesini daraltıyor. Burada özellikle devlet üniversitelerinin, laboratuvarların desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
8. Yapay zeka öğrenciliği ve akademisyenliği nasıl dönüştürdü sence?
Şeyma: Yarama tuz bastın Ece. Geçen dönem iletişimsel yapay zeka, dijital medya ve toplum dersleri verdim, uzaktan Türkiye’de bir üniversiteye. Dönem boyunca konuştuğumuz çoğu şey mutlaka yapay zeka, sohbet araçları, halüsinasyon, etik gibi konulara odaklandı. Ancak okuduğum sınav ödevlerinin sadece küçük bir kısmının yapay zeka kullanılmadan hazırlandığına emin olabildim. Yapay zeka kullanımına karşı değilim, verimliliği arttırdığını düşünüyorum. Ancak gerçek bir öğrenme deneyimi için yeni kurallar koymamız gerektiğine inanıyorum. Akademisyenlik tarafı ise, sınıf ortamında ve araştırma sürecinde ikiye ayrılıyor bence. Sınıf ortamında öğrencilerin yapay zeka ile deneyimini doğrudan yakalama şansı veriyor. Bunu çok kıymetli buluyorum. Araştırma ve bilimsel üretim kısmı için de verimliliği çok arttırdığını düşünüyorum. Ancak yan etkisi şu, gerçek bir araştırma sorusu olmayan, sahayı analiz etmeyen ekran başında hazırlanmış, benzer literatürü takip eden birçok yayın arasından iyileri ayırt etmek zorlaşıyor. Alan editörlerinden biri olduğum akademik bir dergi kurulunda değerlendirmemiz aklıma geliyor. “Ben literatürü taradım, bu araştırmanın yapılması gerektiğini öneriyorum, araştırmayı da siz yapın” mantığı ile hazırlanmış birçok çalışma var.
9. Almanya’daki tecrüben sana neler kattı?
Şeyma: Almanya’ya sana anlattığım gibi tek bir geliş amacım vardı. Sonrasını pek düşünmeden kendimi geliştirmek, eğitim ve araştırmalarıma odaklanmayı hedefledim. Bugün baktığımda bundan daha fazlasını kattığını düşünüyorum. Geçen üç yıl içerisinde kendimi yeniden keşfetme imkanı buldum. Konfor alanımdan çıkarak belki en kırılgan olduğum halimi deneyimledim ama sonunda her halimle özgüvenli bir ben yaratmayı deneyimledim. Akademiye bakış açım bahsettiğim Almanya’daki hocalarımınki gibi daha sistemli ve stratejik yani… Röportajın en başında anlattığım “hocasının çantasını taşıyan kız”dan duygusal bir yön kalmadı diyebilirim 🙂 Birlikte yüksek lisans yaptığımız süreçteki Brüksel ULB Erasmus macerama şahitsin, kesinlikle Almanya çok daha iyi bir deneyim sundu diyebilirim, çünkü bu deneyime hazırdım, bence bu da çok önemli.

Eser, Türk kültürünü kültürel diplomasi ekseninde ele alarak içerik üreticilerine ilham vermeyi amaçlıyor.
10. Bir akademisyen olarak sen nelerden besleniyorsun? Yaratıcılık, ilham, motivasyon kaynakların neler?
Şeyma: Benim en çok beslendiğim şey, genellikle bilmediğim bir konu ya da kavram üzerine sorular sorarak başlıyor. Yani merak, içtenlikle merak ediyorum. Bunun dışında ön yargı olmadan, filtresiz anlamaya çalışırım kişileri, durumları, olayları. Bu çok farklı perspektiflerden bakabilmemi sağlıyor.
Gündemi sıkı takip ediyorum, modadan, teknolojiye, siyasete her şeyden haberdar olmayı önemsiyorum. Bunun da sosyoloji odaklı bir hafıza oluşturduğuna inanıyorum.
Belki de en önemlisi, kendi başıma seyahat etmek. Seyahat ederken körü körüne bağlandığımız tüm inançlarımız anlamını yitiriyor. Her insan, her şehir, her ülke kendi özgün güzelliklerine sahip. Farklı hayatlara karışmayı doğallaştırdığımızda yeni bir manzara görüyor, yeni bir mutfak deneyimliyor, belki dans ederek başkalarına güvenmeyi öğreniyoruz. Her gün seyahat etmesek bile bence her gün evden çıkmak gerekiyor.
Benim için en özeli, gençler ile bir arada olmak, sadece verdiğim dersler değil, onun dışında sosyal hayatımda da gençlerden çok ilham alıyorum.
11. Akademisyen olmak isteyen kişiler için tavsiyelerin var mı?
Şeyma: Ne güzel soru, layık gördüğün için çok teşekkür ederim. Bence akademisyenlik aynı anda birden fazla işi yürütme becerisi gerektiriyor. Bunun temelinde araştırma, yayın üretimi, ders verme süreçleri var. Ancak hepsinin temelinde merak duygusu olduğuna inanıyorum. Akademisyen olmaya karar verenler için, öncelikle, ilgi duydukları alandaki en iyi hocalarla iletişim kurmalarını öneririm. Gerek kendi ülkemizdeki, gerek yurt dışındaki akademisyenler ile iletişimde olmak çok önemli. Bunun dışında lisansüstü eğitimin yurt dışındaki nitelikli bir kurumda olması yeni perspektifler kazanmanızı sağlıyor. Bununla birlikte daha fazla akademik pozisyon, burs bulmak mümkün ve uluslararası ağa ulaşım çok daha kolay. Eğitimlerine ülkemizde devam ediyorlarsa, yurtdışı burs, değişim programlarına başvuru yapmalarını ya da uzaktan eğitim, etkinliklere katılmalarını tavsiye ederim. İngilizcenin yanında keyif alarak öğrenebilecekleri ikinci bir yabancı dili hobi edinebilirler. Konferanslara konuşmacı ya da dinleyici olarak katılmaktan, çalışmalarını dergilere göndermekten, akademik topluluklara katılmaktan çekinmesinler. Özellikle lisansüstü eğitim döneminde diledikleri kadar hata yapabilecekleri, sorumluluğu da hala öğrenci olmalarına bırakabilecekleri en güzel dönem diye düşünüyorum.
Türkiye’nin mevcut akademik sistemine; yükseltme, atanma kriterlerine göre değil, bir adım ötesine geçerek kendilerini geliştirsinler. Bugün konulan kriterler yarın değişebilir ancak bizim ortaya koyduğumuz anlayış ve özgünlük, kimliğimiz olarak hep kalıcı olacak.
Son olarak bir akademisyenin hayattan keyif almasını çok önemsiyorum. Hassas insan ilişkilerine dayanan bu meslekte, önce kendimiz ile iyi geçinmemiz ve anlamlı ilişkiler kurabilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Yani gerçek arkadaşlıklar, küçük mutluluklar ve sosyal hayat şart.
12. Bundan sonrası için senin hayalin nedir?
Şeyma: Önümde akademik çalışmalarımı sektöre aktarabileceğim bir iş gündemi var. Yurtdışı serüvenim devam ederken, bir yandan ülkemize dersler vermeyi devam ettirmek istiyorum. En büyük hayalim ise, bir gün akademik tecrübemi gençler için sosyal bir girişime dönüştürebilmek.
Şeyma, yoğun akademik çalışmaların arasında zaman ayırıp bu kadar içten ve samimi cevaplar verdiğin için çok teşekkür ederim. Yıllardır aynı sıraları paylaşmış biri olarak bugün seni üreten, araştıran ve gençlere ilham veren bir akademisyen olarak görmek benim için büyük bir mutluluk ve gurur. Öğrenme tutkunun, bitmeyen merakının ve paylaşma isteğinin daha çok insana ilham olması dileğiyle… İyi ki yollarımız kesişmiş!
Şeyma’nın hikayesi bana bir şeyi yeniden hatırlattı: Kariyer dediğimiz şey tek bir rotadan oluşmuyor. Bazen çocukluk hayalinin peşinden gidiyorsun, bazen yol seni başka bir ülkeye çıkarıyor, bazen de navigasyonun klasik sesi devreye giriyor: “Rota yeniden oluşturuluyor.” Neyse ki öğrenme merakı, hangi yolda olursan ol pusulan olmaya devam ediyor.
Üniversite tercih dönemindeki gençler için de, yüksek lisans düşünenler için de, akademiyi merak edenler için de bu sohbetin ilham vereceğine inanıyorum.
Bu röportajlar da ilginizi çekebilir!
Şeyma ile Stratejik İletişim Yönetimi yüksek lisansımızda birlikte katkı sunduğumuz kitabımız: